Arapça “Sen Sensin, Ben Benim” Ne Demek?
Hadi Şimdi Derinleşelim
İzmir’de bir kafede, arkadaşlarım bana sürekli espri yapmamı beklerken ben bir anda gözlerimi daldırıp derin bir şekilde düşünmeye başladım. Konu “Sen sensin, ben benim” gibi bir ifade olunca işler biraz farklılaşır. Çünkü aslında bu cümle, sadece Arapça’dan çevrilen bir şey değil, yaşamın derin anlamlarını sorgulayan, bazen bizi kafamızda bozan bir ifade olabilir. Bir tür “ben kimim, sen kimsin?” sorusu gibi.
Araba Park Ediyorum, Felsefe Yapıyorum
Geçen gün arabayı park etmek için bir yer ararken, kendimi birden bu cümleyi sorgularken buldum. Söz konusu Arapça “sen sensin ben benim” ifadesi olunca, bir anda kafamda şöyle bir düşünce belirdi: “Yani, ben gerçekten kendi kimliğimi keşfetmeye çalışıyorum ama sen sensin, seninle ilgili hiçbir derdim yok.” Biraz sakinleşip, aslında bu cümlenin “Benim kim olduğumla ilgilenme, sen kendi kimliğinle ilgilen” gibi bir anlam taşıdığına karar verdim. Ama o an, o kadar karmaşık bir düşünsel yolculuğa çıktım ki, arabayı park etmeyi unuttum! Neyse, derinleşmeden önce, gelin önce Arapça’dan başlayalım.
Arapça’da “Sen Sensin Ben Benim” Ne Demek?
Arapça “sen sensin ben benim” ifadesi aslında oldukça basit bir anlam taşır. Kelime kelime çevirince şu şekilde ortaya çıkar:
Sen sensin: Bu, “sen kendi kimliğinle varsan, başka kimseye benzemiyorsan, kendini olduğu gibi kabul et” anlamına gelir.
Ben benim: Bu da “ben de kendi kimliğimi kabul ediyorum, başkasının kimliğine bakmıyorum” demek.
Yani, basitçe söylemek gerekirse, kimseyi takmadan, başkalarının hayatına odaklanmadan sadece kendi yolunda gitmek gibi bir felsefi yaklaşımdır. Bunu, bireysel özgürlük ve kimlik arayışı olarak da görebilirsiniz. Ama tabii ki, ben bir İzmirli olarak bunu başka bir bakış açısıyla ele almak isterim!
“Sen Sensin, Ben Benim” İzmirli Gençlerin Diliyle
İzmir’de yaşayan bir genç olarak, çok hızlı ve çok eğlenceli bir şekilde hayatın temposuna ayak uyduruyoruz. Yani, bir bakıma her şeyin içinde kayboluyoruz ve o kaybolma anlarında bazen bu Arapça deyimi çok daha farklı algılıyoruz. Bir arkadaş grubumuz var, her birimiz farklı hayatlardan gelmişiz ama bir şekilde bir araya gelmişiz. Geçen gün onlarla sohbet ederken, Arapça “Sen sensin, ben benim” deyimi üzerine şunu fark ettim:
Bir arkadaşım, “Beni anlamıyorsun” dediğinde, ona şöyle dedim: “Beni anlamak zorunda değilsin, ben de sensizim zaten.” O an herkes biraz şaşırdı, ama aslında demek istediğim şey tam olarak buydu: “Kendi kimliğimizle varız, başkalarını anlamaya zorlanamayız. Hepimizin kendi dünyası var.” Şimdi bu cümleyi bir de arkadaşlarımın arasında nasıl geliştiğini anlatayım.
Bir Kahve Sohbeti, Bir Felsefi Düşünme Anı
Bir akşam, kahve içmeye gittiğimizde, herkes gündelik meselelerden, ilişkilerden falan konuşuyordu. Birden bir arkadaşım, “Bir dakika ya, siz hep aynı şeyleri konuşuyorsunuz! Peki kim olduğunuzu tam olarak biliyor musunuz?” dedi. Benim de o an içimden “Bu da ne demek şimdi?” diye geçirirken, başka bir arkadaşım da “Sen sensin, ben benim, hepimiz farklıyız, hepimiz birbirimizi anlamak zorunda değiliz.” dedi. O an, o kadar garip bir şekilde, bu basit cümlenin tüm hayatımı bir anda gözlerimin önüne serdiğini fark ettim.
“Sen sensin, ben benim” dediğimizde, sadece kişisel sınırlarımızı çizmekten bahsetmiyoruz. Aynı zamanda, birbirimize karşı daha hoşgörülü olmamızı, farklılıklarımıza saygı göstermemizi istiyoruz. Hadi gelin, bunu biraz daha mizahi bir şekilde inceleyelim.
Birbirimizi Anlamadığımız Anlar
Geçenlerde bir arkadaşım bana, “Neden hep buradayız? Neden başka bir kafeye gitmiyoruz?” diye sordu. İstediği cevabı tabii ki veremedim, çünkü soruyu cevapsız bırakmak en iyi seçimdi. Bunu Arapça “Sen sensin, ben benim” felsefesiyle ilişkilendirebilirsiniz. Yani, bazen insan, ya da İzmirli bir genç, yaşadığı ortamdan, mekânından bile sorgulama gereği duymadan rahat olmayı tercih edebiliyor. Çünkü sen sensin, ben benim, kimseyi değiştirerek bir şey kazanamazsın. Belki de bu yüzden İzmir’de sürekli bir rahatlık var, hiç kimse kimseye karışmıyor! Tamam, belki de biraz fazla filozofça oldu ama kabul edelim, bir şekilde de olsa doğru.
Diyaloglarla Derinleşelim:
Ahmet: “Bir şey soracağım, bana hiç iyi bir tavsiye vermedin. Ya da vermek zorunda değilsin tabii, ama söyleyin, ne düşünüyorsunuz?”
Ben: “Beni anlamana gerek yok, Ahmet. Çünkü ben ben, sen sensin. Kendi yolunda yürü, takılma!”
Ahmet: “Bunu biraz açar mısın?”
Ben: “Açamam. Çünkü Arapça’daki ‘Sen sensin, ben benim’ felsefesi işte bu kadar kısa! Takılma, sadece yaşa, sadece ol!”
Gördünüz mü, bazen cümleyi açıklamaya çalışmak yerine, üzerinde düşünmek daha eğlenceli olabiliyor.
Sonuç: “Sen Sensin, Ben Benim”
Beni tanımadığınız için belki de saçmaladığımı düşünebilirsiniz ama işte bu Arapça deyim bana tam olarak bunu düşündürttü. Sonuçta, kimse kimseyi anlamak zorunda değil, herkes kendi yolunu bulmalı, kendi kimliğine sahip çıkmalı ve en önemlisi de kendisiyle barışık olmalı. Hepimiz farklıyız, hepimizin derdi, hayatı, hayalleri başka. “Sen sensin, ben benim” demek, aslında en basit haliyle özgürlüğümüzü kabul etmektir. Ne bir başkasının kimliğine bakarak yaşamaya zorlanabiliriz, ne de kendimizi bir başka insanın gözlerinden ölçebiliriz.
İzmir’de bir kafede, güneşli bir günde arkadaşlarımla otururken, bu cümleyi düşündüm ve fark ettim ki, bazen en basit şeyler bile çok derin anlamlar taşıyabiliyor. Biz kendi kimliğimize sahip çıkmalıyız ve kimseye borçlu değiliz!